Hayatın en büyük yanılgılarından biri, başlangıçları çok önemseyip sonları unutacağımızı sanmaktır.
Oysa başlangıç ve son, çoğu zaman aynı yere çıkar.
İnsan doğar ve bir gün ölür. Bir yol başlar ve bir gün biter. Bir insan hayatımıza girer ve bir gün ya çıkar ya da bizden bir parça olarak kalır.
Değişen şey başlangıç ile son değildir.
Değişen, ikisinin arasında yaşadığımız zamandır.
İşte insanın asıl hikâyesi tam da burada başlar.
Çünkü başlangıç elimizde değildir. Son da çoğu zaman bizim kararımıza bırakılmaz. Ama aradaki mesafe bize aittir. Orada ne kadar sevdiğimiz, ne kadar kırıldığımız, kimi affettiğimiz, kimi kaybettiğimiz, ne uğruna mücadele ettiğimiz ve kendimizden ne kadar vazgeçtiğimiz vardır.
İnsan çoğu zaman hayatı, sahip oldukları üzerinden ölçüyor.
Daha çok para…
Daha büyük ev…
Daha iyi araba…
Daha yüksek makam…
Daha fazla tanınmak…
Sonra bir gün bütün bunların, başlangıç ile son arasındaki kısa bir hikâyenin dekorundan başka bir şey olmadığını anlıyor.
Çünkü insan dünyaya gelirken hiçbir şey getirmiyor.
Giderken de hiçbir şey götüremiyor.
Geriye sadece nasıl yaşadığı kalıyor.
Belki de hayatın en büyük adaleti burada.
Hepimiz aynı yerden başlıyoruz.
Hepimiz aynı yere gidiyoruz.
Aradaki fark ise bize bırakılıyor.
Kimi insan o aralığı başkalarının hayatını küçümseyerek geçiriyor. Kimi kendini ispatlamak için ömrünü tüketiyor. Kimi sahip olmak uğruna kendini kaybediyor. Kimi de hayatın gerçek anlamını çok geç fark ediyor.
Bir başkası ise aynı zamanı insan kalabilmek için kullanıyor.
Birinin elinden tutuyor.
Birinin yarasını sarıyor.
Bir çocuğun yüzünü güldürüyor.
Bir insanın hayatına güzel bir cümle bırakıyor.
Kimsenin görmediği yerde doğru olanı yapıyor.
Ve belki de asıl mesele budur.
Başlangıç ve son aynıdır; aradaki farktan yararlanın.
Çünkü bize verilen şey sonsuz bir hayat değil, iki nokta arasındaki sınırlı bir zamandır.
O zamanı neye çevireceğimiz ise biraz da bizim elimizdedir.
Öyleyse birbirimizi kırmak için bu kadar acele etmemeliyiz.
Kin tutmaya, kibirlenmeye, insanları küçümsemeye, sahip olduklarımızla kendimizi başkalarından üstün görmeye değmez.
Çünkü günün sonunda makam da susar, para da susar, alkış da susar.
İnsan yine kendi gerçeğiyle baş başa kalır.
Ve hayatın sonunda geriye şu soru kalır:
“Ben bu iki noktanın arasına ne bıraktım?”
Belki bir servet değil…
Belki büyük bir isim değil…
Belki herkes tarafından bilinmek hiç değil.
Ama bir insanın hayatına dokunduysanız, birinin kalbinde güzel bir iz bıraktıysanız, kimse görmese bile doğruyu seçtiyseniz; işte o zaman başlangıç ile son arasındaki farkı gerçekten yaşamışsınız demektir.
Çünkü hayat, ne kadar uzun yaşadığımızdan çok, başlangıç ile son arasındaki boşluğu neyle doldurduğumuzdur.
Başlangıç ve son aynıdır.
Değiştirebileceğimiz tek şey, ikisinin arasındaki hikâyedir.
Ve o hikâye hâlâ yazılıyorsa…
Kalemi elinizden bırakmayın.


