İnsan bu ülkede yaşamaktan korkar hale geldi.
Ama daha acısı var.
İnsan bu ülkede ölmeye bile korkuyor.
Çünkü insan artık yalnızca ölümden korkmuyor.
Öldürüldüğünde ne olacağını düşünüyor.
“Ben öldükten sonra adaletim sağlanacak mı?” diye düşünüyor.
Katılım mı olacak, dosya mı kapanacak, unutulacak mıyım?
Beni öldürenin hesabı sorulacak mı?
Yoksa birkaç gün konuşulup sonra herkes kendi hayatına mı dönecek?
İşte insanın içine yerleşen asıl korku budur.
Çünkü bu ülkede hayatını kaybeden insanların ardından söylenen sözleri çok gördük.
“Adalet yerini bulacak.”
“Sonuna kadar takipçisi olacağız.”
“Failler en ağır şekilde cezalandırılacak.”
Peki sonra?
Sonra ne oldu?
Kaç kişinin dosyası gerçekten vicdanları tatmin edecek şekilde sonuçlandı?
Kaç aile, kaybettiği insanın ardından “Evet, adalet yerini buldu.” diyebildi?
Kaç anne, çocuğunun mezarı başında yalnızca evladını değil, adalet duygusunu da toprağa gömmek zorunda kaldı?
Bunları sormak bile ağır geliyor.
Çünkü ölenlerin konuşma hakkı yok.
Onların yerine konuşması gerekenler geride kalanlardır.
Aileleridir.
Vicdan sahibi insanlardır.
Ve adaletin kendisidir.
Fakat insan bazen şunu da görüyor:
Bir insan öldürülüyor.
Günlerce konuşuluyor.
Sonra başka bir olay geliyor.
Başka bir ölüm, başka bir acı, başka bir aile…
Ve öncekinin adı yavaş yavaş unutuluyor.
Oysa geride bir mezar kalıyor.
Bir evde eksilen sandalye kalıyor.
Bir annenin dinmeyen gözyaşı kalıyor.
Bir çocuğun büyürken taşıdığı eksiklik kalıyor.
Ve belki de en kötüsü, adalet bekleyen bir ailenin yıllarca süren sessizliği kalıyor.
İşte insan bundan korkuyor.
“Ya ben de ölürsem ve benim hakkımda da böyle konuşulup geçilirse?”
“Ya beni öldüren kişi bir gün yeniden hayatına devam ederse?”
“Ya benim çocuklarım yıllarca adalet beklerse?”
İnsan ölmekten değil yalnızca…
Öldüğünde unutulmaktan korkuyor.
Öldürüldüğünde katilinin hesabının sorulmamasından korkuyor.
Haksızlığa uğradığında hakkının yerde kalmasından korkuyor.
Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında verilen bir karar değildir.
Adalet, yaşayanların ölülerine karşı taşıdığı sorumluluktur.
Bir insan öldüğünde geride kalanlara düşen en büyük görev, onun hakkını aramaktır.
Devlete düşen ise o hakkı sahibine teslim etmektir.
Çünkü adalet geciktikçe yalnızca bir dosya eskimez.
İnsanların adalete olan inancı eskir.
Ve adalete olan inanç eskidiğinde toplumun en önemli dayanağı çöker.
İnsan “Hakkımı ararsam ne olacak?” demeye başlar.
“Benim başıma gelirse kim sahip çıkacak?” diye düşünür.
“Ben öldürülürsem beni kim hatırlayacak?” diye sorar.
İşte o zaman korku yalnızca sokakta olmaz.
Korku insanın içine yerleşir.
Çünkü insan artık kendisini yalnızca hayattayken değil, öldüğünde de savunmasız hisseder.
Bir insanın ölümünden sonra geride kalanların tek beklentisi vardır:
Adalet.
Ne makam isterler.
Ne gösteriş.
Ne büyük laflar.
Sadece gerçeğin ortaya çıkmasını ve suçlunun hak ettiği karşılığı bulmasını isterler.
Çünkü bir anne evladını geri getiremeyeceğini bilir.
Bir eş eşini geri getiremeyeceğini bilir.
Bir çocuk babasını ya da annesini geri getiremeyeceğini bilir.
Ama en azından şunu bilmek ister:
“Benim kaybettiğim insanın hayatı değersiz değildi.”
İşte adalet biraz da budur.
Ölen insana hayatını geri vermez.
Ama onun hayatının hesabını sorar.
Ve belki de bugün insanların en büyük korkularından biri budur:
Ya ölürsem?
Ardından hemen başka bir soru gelir:
Ya öldürülürsem?
Ve onun ardından daha ağır olanı:
Ya öldürülürsem ve adaletim sağlanmazsa?
Bir insanın ölümden bile korkar hale gelmesinin sebebi bazen ölüm değildir.
Ölümden sonra adaletin gelip gelmeyeceğinden emin olamamaktır.
İnsan, öldüğünde bile hakkının yerde kalmayacağını bilmek ister.
Çünkü yaşarken adalete güvenemeyen insanın, öldüğünde adalet beklemekten başka çaresi kalmaz.
Ve bir ülkede insanlar ölümden değil, öldükten sonra adaletsiz kalmaktan korkmaya başlamışsa, artık yalnızca ölümleri değil, o ölümlerin ardından geride kalanların neden hâlâ adalet beklediğini konuşmak gerekir.
Çünkü insanın bu dünyada sahip olduğu en temel güven duygularından biri şudur:
“Bana haksızlık yapılırsa, hakkım aranır.”
Bu duygu yok olduğunda insan yalnızca yaşamaktan korkmaz.
Ölmeye de korkar.
Çünkü insan bilir ki ölüm hayatın sonudur.
Ama adaletsizlik bazen ölümden sonra bile devam eder.


