Biraz umut olmalı insanın içinde…
Öyle büyük, dünyayı değiştirecek kadar değil belki. Bazen yalnızca sabah uyandığında perdeyi aralayacak kadar. Güneşin doğduğunu görmek, hâlâ nefes aldığını anlamak ve bütün olanlara rağmen “bugün de buradayım” diyebilmek kadar.
Biraz umutlu olmalı insan.
Başını eğmeden yürüyebilmeli.
Kendi gölgesinden utanmadan, geçmişinden kaçmadan, yarınından korkmadan…
Yürüyebilmeli hayata.
Çünkü hayat, önümüze serilmiş uzun bir yol değil yalnızca. Bazen taşlı, bazen çamurlu, bazen de insanın ayaklarını değil, yüreğini yoran bir yol. İnsan bazen yürümekten değil, nereye gittiğini bilmemekten yoruluyor.
Yine de yürümeli.
Duraksamadan değil belki… Ama durduğu yerde kendini kaybetmeden.
Bazen yükseklerden akan bir su gibi olmalı insan. Önüne çıkan kayaya kızmadan, yolunu değiştirmekten utanmadan, akmayı bırakmadan…
Çünkü su, yolunu bulur.
İnsan da bulmalı.
Kendine rağmen, insanlara rağmen, yaşadıklarına rağmen…
Bir gün dönüp arkasına baktığında, “Keşke biraz daha cesur olsaydım.” dememeli. Çünkü insanın en ağır yükü, sırtında taşıdığı acılar değil; söyleyemediği sözler, yaşayamadığı hayatlar ve korktuğu için yarım bıraktığı düşlerdir.
Veremeyeceği bir hesabı olmamalı insanın.
Kendine karşı özellikle…
Kimsenin görmediği yerde nasıl bir insan olduğunu bilmeli. Kalabalıkların içinde alkışlanmak kolaydır. Asıl mesele, yalnız kaldığında aynaya bakabilmektir.
Vicdanı rahat olmalı.
Çünkü bazı hesaplar mahkemelerde görülmez.
Bazı davaların hâkimi insandır, sanığı yine kendisi…
Ve insan en çok kendinden kaçamaz.
Bir derdi olmamalı demiyorum.
Olmalı…
Biraz derdi, biraz kederi, biraz suskunluğu da olmalı insanın. Çünkü hiç acımayan bir kalp, belki de hiç gerçekten yaşamamıştır.
Ama keder, insanın evine yerleşmemeli.
Dert, insanın adını değiştirmemeli.
Geçmiş, insanın geleceğini rehin almamalı.
İnsan ağlamalı elbette. Kırılmalı. Yorulmalı. Bazen hiçbir şey yapmak istememeli. Bir köşeye çekilip dünyanın bütün seslerinden uzaklaşmalı.
Ama sonra…
Sonra yeniden ayağa kalkmalı.
Üzerindeki tozu silip başını kaldırmalı gökyüzüne.
Çünkü hayat, insandan hiç düşmemesini istemiyor. Düşünce yerde kalmamasını istiyor.
Belki de umut tam burada başlıyor.
Her şeyin güzel olacağına inanmakta değil…
Her şey güzel olmasa bile yürümeye devam edebileceğine inanmakta.
İnsan bazen bütün kapıların kapandığını sanır. Oysa bazı kapılar dışarıya değil, insanın içine açılır. Ve insan, kendini bulduğu gün dünyaya yeniden bakmaya başlar.
Bu yüzden biraz umut olmalı insanın içinde.
Bir avuç kadar…
Karanlığın içinde yolunu gösterecek kadar.
Başını eğmeden yürüyebilmeli.
Hayata küsmeden, kendinden vazgeçmeden, geçmişin hesabını geleceğe ödetmeden…
Akmalı.
En yükseklerden, en derinlere…
Bir nehir gibi.
Önüne ne çıkarsa çıksın, yolunu arayarak.
Çünkü hayatın insana verdiği en büyük nimet, her şeyin yolunda olması değildir.
Bunca şeye rağmen hâlâ yürüyebiliyor olmaktır.
Ve belki de insanın kendine söylemesi gereken en güzel cümle şudur:
“Daha bitmedi.”
Çünkü bazı hikâyeler, insanın yorulduğu yerde değil…
Umudunu yeniden bulduğu yerde başlar.


