İnsanların azlığından değil, çoğalmasından yoruldum. Etrafımda insanlar arttıkça, konuşmalar çoğaldıkça, yüzler birbirine karıştıkça kendi içimde daha büyük bir sessizliğin oluştuğunu fark ettim.
Eskiden yalnızlığı, insanın çevresinde kimsenin olmaması sanırdım. Sonra anladım ki yalnızlık, bazen bir odanın sessizliğinde değil; kalabalıkların tam ortasında başlıyor.
Çünkü insan, kendisini anlayanların yanında çoğalıyor; kendisini anlamayanların arasında ise eksiliyor.
Hayat boyunca birçok insan tanıyoruz. Kimi hayatımıza kısa bir süreliğine giriyor, kimi yıllarca yanımızda kalıyor. Bazılarıyla aynı yolu yürüyor, bazılarıyla aynı masaya oturuyor, bazılarıyla aynı şeylere gülüyor, aynı şeylere üzülüyoruz.
Ama bütün bunların içinde insanın kendisine ait bir tarafı var.
Kimsenin göremediği, kimsenin tam olarak bilemediği bir taraf…
İşte ben en çok orada yalnızlaştım.
Çevremde insanlar çoğaldıkça kendimi anlatacak insan sayısının azaldığını gördüm. Çünkü anlatmak başka, anlaşılmak başka bir şeydi.
İnsan bazen saatlerce konuşur ama tek bir cümlesi bile karşı tarafa ulaşmaz.
Bazen de hiçbir şey söylemez ve biri, sessizliğinin içindeki bütün cümleleri duyar.
Ben zamanla konuşmaktan çok susmayı öğrendim.
Her düşündüğümü söylememeyi, her gördüğümü anlatmamayı, her kırıldığımda bunu belli etmemeyi öğrendim. Çünkü insan büyüdükçe şunu anlıyor:
Her doğru, her yerde söylenmiyor.
Her duygu, herkesle paylaşılmıyor.
Her insan, insanın içindeki kapıyı açabilecek anahtara sahip olmuyor.
Belki de bu yüzden çoğaldım.
İnsanların arasında çoğaldım, düşüncelerimin içinde çoğaldım, yaşadıklarımın içinde çoğaldım. Her karşılaşma bana başka bir şey öğretti. Her ayrılık içimde başka bir yer bıraktı. Her hayal kırıklığı, insanlara bakışımı biraz daha değiştirdi.
Ama çoğaldıkça yalnızlaştım.
Çünkü insan öğrendikçe herkese aynı gözle bakamıyor.
Eskiden insanların söylediklerine inanırdım. Şimdi söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafeye bakıyorum.
Eskiden kalabalıkların güven verdiğini düşünürdüm. Şimdi kalabalığın içinde kaybolmanın ne kadar kolay olduğunu biliyorum.
Eskiden çok insan tanımanın insanı zenginleştirdiğini sanırdım. Şimdi insanı zenginleştirenin tanıdığı insan sayısı değil, tanıdığı insanların onda bıraktığı anlam olduğunu düşünüyorum.
Belki de yalnızlığımın asıl sebebi budur.
Artık her kalabalık bana yakın gelmiyor.
Her sohbet bana ait değil.
Her dostluk dostluk değil.
Her gülümseme samimiyet taşımıyor.
Ve her “yanındayım” sözü, insanın gerçekten yanında olmak anlamına gelmiyor.
İnsan bunları fark ettikçe çevresindeki insan sayısı değişmese bile kendi dünyasındaki insanların sayısı azalıyor.
Bir zamanlar onlarca insanın bulunduğu yerde birkaç kişi kalıyor.
Sonra birkaç kişinin bulunduğu yerde insan kendisiyle baş başa kalıyor.
İşte o zaman insan anlıyor ki yalnızlık, aslında başkalarının gitmesiyle değil; insanın kendisine yabancılaşmasıyla başlıyor.
Ben kendime yabancılaşmamak için bazı kalabalıklardan uzaklaştım.
Bazı konuşmaları yarım bıraktım.
Bazı kapıları çalmadım.
Bazı insanlara söyleyecek sözüm olduğu halde sustum.
Çünkü artık her kapının açılması gerektiğine inanmıyorum.
Bazı kapılar kapalı kalmalı.
Bazı yollar yürünmemeli.
Bazı insanlar hayatımızda sadece bir ders olarak kalmalı.
Bunun adı kırgınlık mı, uzaklaşmak mı, olgunlaşmak mı bilmiyorum.
Belki hepsinden biraz.
Ama bildiğim bir şey var:
İnsan bazen kaybettikleriyle değil, artık ihtiyaç duymadıklarıyla büyüyor.
Ben de büyüdükçe kalabalıkların içinden geçip kendi sessizliğime geldim.
Ve şimdi yalnızlığı eskisi kadar korkutucu bulmuyorum.
Çünkü yalnız olmakla sahipsiz olmak aynı şey değil.
İnsan kendi düşüncelerinin yanında durabiliyorsa, kendi sessizliğinden kaçmıyorsa, kendisiyle konuşabiliyorsa aslında hiçbir zaman tamamen yalnız değildir.
Belki de hayatın en büyük kalabalığı insanın kendi içindedir.
Binlerce düşünce, yüzlerce soru, cevapsız kalan onlarca cümle…
Hepsi insanın içinde yaşar.
Ben bugün hâlâ insanlarla birlikteyim.
Hâlâ konuşuyorum, gülüyorum, dinliyorum, hayatın içinde yürüyorum.
Ama artık biliyorum ki insanlarla birlikte olmak, onlara ait olmak değildir.
Ve insanın herkese yetişmeye çalışması, sonunda kendisinden uzaklaşmasına neden olur.
Bu yüzden artık yalnızlığımı bir eksiklik olarak görmüyorum.
Bazen yalnızlık, insanın kendisini yeniden bulabilmesi için hayatın ona verdiği en büyük fırsattır.
Çünkü bazı insanlar kalabalıkta kendisini kaybeder.
Bazıları ise yalnız kaldığında kendisini bulur.
Ben ise ikisini de yaşadım.
Kalabalıkların içinde kendimi aradım.
İnsanların arasında kendimi çoğalttım.
Ve sonunda, bütün o çoğalmanın içinde kendime ait bir sessizlik buldum.
Çoğalarak yalnızlaştım.
Ama belki de ilk defa, bu yalnızlığın içinde kendime gerçekten yaklaştım.




