Hayatta insanı yoran şey her zaman yapılan işin kendisi değildir.
Bazen bir işin zorluğu, yoğunluğu ya da gerektirdiği emek sizi hiç yormaz da, o işin içinde bulunan bir insanın kendi sorumluluğunu fark etmemesi sizi fazlasıyla tüketir.
Çünkü bazı insanlar vardır; ne yaptığının, ne yapması gerektiğinin ve yaptığı şeyin başkasına nasıl bir yük oluşturduğunun farkında değildir.
Üstelik bunu kötü niyetle de yapmıyor olabilir.
Belki gerçekten farkında değildir.
Ama sonuç değişmez.
Sen bir işi olması gerektiği şekilde yapmak için uğraşırken, onun anlaması gereken şeyi anlatmak, tekrar tekrar telkinde bulunmak, neyin nasıl yapılması gerektiğini açıklamak ve hatta bazen onun yapması gerekeni de üstlenmek zorunda kalırsın.
İşte insanı asıl yoran biraz da budur.
Bir iş yapılacaktır.
İşin bir mahiyeti vardır.
Nasıl yapılacağı bellidir.
Nereden başlanacağı, neyin ne zaman yapılacağı, hangi davranışın işi kolaylaştıracağı aslında ortadadır.
Sen bunu anlatırsın.
Üstelik bir defa da değil.
Telkin edersin, yol gösterirsin, kolay olanı anlatırsın.
Fakat karşındaki insan, işi kolaylaştıracak bir davranışta bulunmak yerine, farkında olarak ya da olmayarak işi daha da zorlaştırır.
Sonra sen yeniden anlatırsın.
Yeniden düzeltmeye çalışırsın.
Yeniden sabredersin.
Bir süre sonra ortada yapılması gereken işten çok, insana anlatılması gereken şeyler kalır.
Ve işte tam burada insan yorulmaya başlar.
Çünkü insan bazen bir işi yapmaktan değil, aynı şeyi defalarca anlatmak zorunda kalmaktan yorulur.
Aslında beklediğin çok büyük bir şey değildir.
Karşındaki insanın kendi sorumluluğunu fark etmesini istersin.
Her şeyi senin düşünmeni, senin planlamanı, senin hatırlatmanı, senin düzeltmeni beklemesin istersin.
Çünkü herkesin kendi davranışının bir sonucu vardır.
Herkesin kendi düşüncesinin bir sorumluluğu vardır.
Ve herkesin yaptığı ya da yapmadığı şey, bir şekilde bir başkasının hayatına dokunur.
Bunu anlamak çok zor olmamalı diye düşünürsün.
Ama bazen zor olduğunu görürsün.
İşte o zaman insanın içinde garip bir duygu oluşur.
Kızgınlıkla kırgınlık arasında bir yerde duran, ama aslında ikisinden de biraz daha farklı olan bir duygu…
“Bunu gerçekten benim söylemem mi gerekiyor?” dersin kendi kendine.
Çünkü bazı şeylerin söylenmesine gerek olmadığını düşünürsün.
Bazı davranışların insanın kendi aklıyla farkına varması gerektiğine inanırsın.
Bir işin içinde olan insan, o işin nasıl daha kolay yapılabileceğini biraz düşünmeli diye beklersin.
Fakat beklentiye girdiğin yerde hayal kırıklığı başlar.
Belki de insanları en fazla yoran şeylerden biri budur:
Karşındaki insandan, onun kendiliğinden fark etmesini beklediğin bir şeyi sürekli olarak ona anlatmak zorunda kalmak.
Bir süre sonra anlatmaktan vazgeçersin.
Çünkü anlatmanın da bir sınırı vardır.
İnsan bir başkasının düşünme sorumluluğunu sonsuza kadar taşıyamaz.
Bir yere kadar yardımcı olabilirsin.
Bir yere kadar anlatabilirsin.
Bir yere kadar telkinde bulunabilirsin.
Ama bir noktadan sonra, karşındaki insanın da kendi payına düşeni yapması gerekir.
Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi, ilişkilerde de sorumluluk paylaşılmadığında yük tek bir kişinin üzerinde birikmeye başlar.
Ve o yük zamanla yalnızca yapılan işin yükü olmaktan çıkar.
İnsanın sabrını yorar.
Tahammülünü azaltır.
İçindeki iyi niyeti bile sorgulatır.
En kötüsü de bazen, aslında kızmadığın bir insana kızmaya başlarsın.
Çünkü onun yaptığı tek bir şey değil, yapması gerektiği halde sürekli yapmadığı şeyler birikmiştir.
Belki de bu yüzden bazı insanlar bizi yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla yorar.
Bir işi zorlaştırdıkları için değil yalnızca; kolaylaştırabilecekleri halde bunu düşünmedikleri için…
Sorumlulukları olduğu halde bunu görmedikleri için…
Senin yükünü biraz olsun hafifletebilecekken, farkında olmadan o yükün bir kısmını sana daha fazla yükledikleri için…
Ve insanın bir noktadan sonra istediği tek şey şudur:
Her şeyi anlatmak zorunda kalmamak.
Her davranışı tarif etmemek.
Her ihtimali önceden düşünmemek.
Her hatayı düzeltmek zorunda kalmamak.
Karşısındaki insanın da biraz düşünüp, biraz fark edip, biraz sorumluluk alması…
Belki mesele bundan ibarettir.
Çünkü hayat zaten yeterince yorucu.
İnsanların birbirlerinin yükünü artırmak yerine, mümkün olduğunca azaltması gerekir.
Benim için asıl mesele de tam olarak burada başlıyor.
Kimse mükemmel olmak zorunda değil.
Kimse her şeyi doğru yapmak zorunda da değil.
Ama insan, kendi davranışlarının başkasına ne hissettirdiğini ve ne kadar yük oluşturduğunu fark etmeye çalışmalı.
Çünkü bazen bir insanın senden istediği yardım değildir.
Sadece yardım etmek zorunda bırakılmamaktır.
Ve belki de insan ilişkilerinde en büyük inceliklerden biri budur:
Karşındaki insanın hayatını kolaylaştırmak için her zaman büyük şeyler yapmana gerek yoktur.
Bazen sadece üzerine düşeni zamanında yapmak yeterlidir.
Bazen düşünmek yeterlidir.
Bazen bir adım önden davranmak…
Bazen de karşındaki insanın zaten yeterince yorulduğunu fark etmek.
Çünkü bazı insanlar senden hiçbir şey istemez.
Sadece seni daha fazla yormamalarını bekler.
Ve bence bu, istenebilecek en makul şeylerden biridir.




