İnsan, çoğu zaman sahip olduklarından değil, sahip olamadıklarından söz eder. Dil, bazen farkında olmadan insanın iç dünyasının aynasına dönüşür. Bir kimse en çok neyi ağzına, diline doluyorsa; belki de en çok onun eksikliğini yaşıyordur.
Sürekli “saygı”dan bahseden bir insan, belki de hayatında yeterince saygı görmemiştir. Her fırsatta “sadakat” diyen biri, geçmişinde ihaneti yaşamış olabilir. “Güven” kelimesini dilinden düşürmeyen bir başkası, belki de defalarca hayal kırıklığına uğramıştır. Kimi sürekli sevgiden söz eder, çünkü sevgiye muhtaçtır. Kimi huzuru anlatır, çünkü içindeki fırtınalar hiç dinmemiştir.
İnsan bazen en çok konuştuğu şeyle kendini ele verir.
Fakat burada anlatılmak istenen, her çok konuşulan şeyin mutlaka bir eksiklik anlamına geldiği değildir. Mesele, insanın belli bir kavramı sürekli olarak gündeme getirmesi, başkalarına hatırlatması ve adeta kendi hayatının merkezine yerleştirmesidir. Çünkü insanın zihni, çoğu zaman kalbinin susturamadığı şeyleri dile taşır.
Bir insan sürekli dürüstlükten bahsediyorsa, belki de çevresindeki insanların samimiyetsizliğinden yorulmuştur. Sürekli vefadan söz ediyorsa, belki de vefasızlığın izini taşımaktadır. Her konuşmasında “aile” diyorsa, belki de ailesinin sıcaklığını arıyordur. Sürekli başarıdan söz eden birinin içinde, başarısız olma korkusu saklı olabilir.
Çünkü insan, bazen sahip olduğu şeyi anlatmaz; özlediği şeyi anlatır.
Bunu ilişkilerde daha açık görmek mümkündür. Bir insan karşısındakinden sürekli ilgi bekliyor, “beni neden aramıyorsun, neden sormuyorsun?” diyorsa, aslında yalnızca bir telefon görüşmesi istemiyor olabilir. Belki de görülmek, önemsenmek ve değerli hissetmek istiyordur. Söylediği cümle yüzeyde basit görünür; fakat altında çok daha derin bir ihtiyaç vardır.
Aynı şekilde sürekli “ben kimseye güvenmem” diyen insanın asıl hikâyesi çoğu zaman güvensizlikten değil, geçmişte güvenmiş olmaktan geçer. Çünkü hiç yara almamış biri, yarasını bu kadar sık anlatma ihtiyacı duymaz.
İnsanların söylediklerinin arkasındaki sessiz cümleyi okuyabilmek gerekir.
“Ben güçlü biriyim” diyen herkes gerçekten güçlü olduğu için bunu söylemiyor olabilir. Bazen insan, en çok güçlü görünmek istediği yerde en fazla kırılmıştır. “Bana kimse lazım değil” diyen kişinin belki de en büyük ihtiyacı anlaşılmaktır. “Ben hiçbir şeyi umursamam” diyen kişi, belki de bazı şeyleri fazlasıyla umursadığı için kendini korumaya çalışıyordur.
Bu yüzden insanları yalnızca söyledikleri kelimelerle değil, o kelimeleri neden tekrar tekrar söyledikleriyle anlamaya çalışmak gerekir.
Çünkü bazı cümleler bir düşünceyi değil, bir yarayı anlatır.
Bazı insanlar sevgiden bahsederken sevgisizliğini, sadakatten bahsederken uğradığı ihaneti, adaletten bahsederken yaşadığı haksızlığı, huzurdan bahsederken içindeki karmaşayı anlatırlar. Fakat bunu çoğu zaman kendileri bile fark etmez.
Belki de insanın en büyük çelişkilerinden biri budur: En çok saklamak istediği şey, bazen en çok konuştuğu şeydir.
Bu nedenle bir insanın diline doladığı kelimelere biraz daha dikkat etmek gerekir. Çünkü kelimeler yalnızca düşüncelerin değil, ihtiyaçların da taşıyıcısıdır.
Ve belki de şu cümle, insanı anlamanın en sade yollarından birini anlatır:
“Bir kimse en çok neyi ağzına, diline doluyorsa, çoğu zaman en çok onun eksikliğini yaşıyordur.”
Bazen bir insanın ne söylediğine değil, neden hep aynı şeyi söylediğine bakmak gerekir.
Çünkü dil konuşur; ama çoğu zaman asıl konuşan kalptir.




