İstersek yapabiliriz.
Başarabiliriz.
Kurtulabiliriz.
Aslında bunu hepimiz biliyoruz. Neyi yanlış yaptığımızı da biliyoruz, neyi değiştirmemiz gerektiğini de. Hatta çoğu zaman nasıl değiştireceğimizi bile biliyoruz. Fakat bütün mesele bilmekte bitmiyor. Çünkü insan bazen doğruyu bildiği hâlde yanlışı yaşamaya devam ediyor.
Sorun imkânsızlık değil.
Sorun isteksizlik.
Belki de daha doğrusu, istemekle yapmak arasındaki o büyük mesafe.
Bir şeylerin değişmesini istiyoruz. Daha iyi bir hayat, daha huzurlu bir toplum, daha adaletli bir düzen, daha güzel bir gelecek istiyoruz. Şikâyet ediyoruz, konuşuyoruz, eleştiriyoruz. Herkesin yanlışını görüyor, herkesin ne yapması gerektiğini söylüyoruz. Fakat sıra kendimize geldiğinde birden sessizleşiyoruz.
Çünkü değişim, başkasından başlamasını istediğimiz sürece kolaydır.
Kendimizden başlaması gerektiğinde ise zorlaşır.
Hepimiz bir şeylerden kurtulmak istiyoruz. Bizi yoran alışkanlıklardan, bizi küçülten düşüncelerden, bizi birbirimizden uzaklaştıran önyargılardan, yıllardır üzerimize çöken çaresizlikten…
Ama kurtulmak için önce bulunduğumuz yerden çıkmamız gerekiyor.
Ve biz çoğu zaman kapının önünde durup kapının açılmasını bekliyoruz.
Oysa anahtar elimizde.
Sadece kullanmaya cesaret edemiyoruz.
Belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor. Değişimi büyük insanların, büyük olayların, büyük kararların gerçekleştireceğini düşünüyoruz. Birilerinin gelip bizim adımıza bir şeyleri düzeltmesini bekliyoruz. Oysa hayatı değiştiren şey çoğu zaman büyük sözler değil, küçük ama kararlı adımlardır.
Bir insan kendisini değiştirdiğinde bir şey değişir.
Bir aile değiştiğinde daha büyük bir şey değişir.
Bir toplum değişmeye başladığında ise artık hiçbir şey eskisi gibi kalmaz.
Fakat bunun için önce “Birileri yapsın” demeyi bırakıp “Ben ne yapabilirim?” diye sormamız gerekir.
Çünkü biliyoruz.
Neyi yapmamız gerektiğini biliyoruz.
Neyi bırakmamız gerektiğini biliyoruz.
Neye karşı durmamız gerektiğini biliyoruz.
Kime sahip çıkmamız gerektiğini, neye değer vermemiz gerektiğini, hangi yanlışın karşısında susmamamız gerektiğini de biliyoruz.
Fakat bilmek, tek başına hiçbir şeyi değiştirmiyor.
Bir gerçeği bilmekle o gerçeğin gereğini yapmak arasında uçurum vardır.
İşte biz çoğu zaman o uçurumun kenarında bekliyoruz.
Adım atmaya korkuyoruz.
Çünkü değişmek, alıştığımız düzeni terk etmektir. Alışkanlıklarımızı sorgulamaktır. Bazen yalnız kalmayı göze almaktır. Bazen herkesin yaptığının yanlış olduğunu söyleyebilmektir. Bazen de yıllardır savunduğumuz bir şeyin yanlış olduğunu kabul edebilmektir.
İnsan en çok da kendisiyle yüzleşmekten kaçıyor.
Başkalarının hatalarını görmek kolaydır.
Kendi hatanı görmek ise cesaret ister.
Belki de bu yüzden sürekli konuşuyoruz ama çok az şey yapıyoruz.
Çünkü konuşmak güvenlidir.
Yapmak ise sorumluluk ister.
Bugün bir şeylerin değişmesini istiyorsak, önce kendimizden başlamamız gerekiyor. Başkasının değişmesini bekleyerek geçirdiğimiz her gün, aslında kendi hayatımızdan eksilen bir gündür.
İstersek yapabiliriz.
Başarabiliriz.
Kurtulabiliriz.
Ama bunun için istemenin ötesine geçmemiz gerekiyor.
Çünkü yalnızca istemek yetmez.
Bilmek yetmez.
Konuşmak hiç yetmez.
Bir gün dönüp hayatımıza baktığımızda, “Aslında yapabilirdim.” demek istemiyorsak bugün yapmamız gerekeni yapmalıyız.
Belki mükemmel olmayacağız.
Belki ilk adımda başarısız olacağız.
Belki yolumuz uzun olacak.
Ama hiç başlamamaktan daha kötü bir şey yok.
Çünkü insanın en büyük kaybı başarısız olmak değil, başarabileceği hâlde hiç denememektir.
Biz yapabiliriz.
Yeter ki gerçekten isteyelim.
Yeter ki bildiklerimizi hayatımıza taşıyalım.
Yeter ki kapının önünde beklemek yerine elimizdeki anahtarı kullanalım.
Çünkü bazen çıkış yolu gerçekten vardır.
Sadece biz, kapıyı açmaya cesaret edemiyoruz.
Ve belki de bütün mesele tam olarak budur:
İstiyoruz. Biliyoruz. Başarabiliriz. Kurtulabiliriz.
Ama yapmıyoruz.




